Yeter Ki Başlayalım

Dilek Gök

Ekonomimizin bu zorlu  sürece girmesi kaçınılmazdı..

2009 yılından bu güne kadar, hep teğet geçen bir kriz olasılığı devamlı gündeme geliyordu.

Muhalefet geçen referandumlar, seçimlerle politik bir  tutumla ekonomik   krizin  içinde olduğumuza dikkat çekmeye çalışırken, iktidar kriz söylentilerini, uyarıları reddetse de başa gelecek ekonomik bir darboğaz, kriz olasılığına karşı bir B planı  geliştirmeye çalışıyordu elbette..

FETÖ, PKK ve dış kaynaklı terör unsurları ile olağanüstü riskli dış politika, iç içe geçen siyasal krizler ve ekonomik kriz. Avrupa Birliği, ABD Başkanı Trump,  siyasal sosyal gelişmeler..

Kriz koşulları olgunlaşmış görünse de henüz tam anlamıyla bir  kriz içinde olduğumuzu düşünmüyorum.

Ancak çok büyük kayıplarla içinden çıkmayı başarabileceğimiz uzun süreli bir ekonomik kriz ortamı için gereken koşulları da elimizle besliyoruz.

Her halükarda, iç ve dış sebeplerden kaynaklanan olumsuzluklar karşısında güç kaybediyoruz.

Rahip Bronson bahanesi vs…

Lafı uzatmadan söyleyeyim.

Kendi irademizle, toplumsal bir fedakârlık programını birlikte dayanışma içinde hayata geçirmeliyiz.

Toplum olarak çok fazla tüketip çok az tasarruf ediyoruz. Tüketimimiz fazlayken tasarrufumuz yok denilecek kadar az.

Araştırmalara göre tasarruf eğilimimiz yüzde 13.

Yani, 1000 TL gelirimiz var ve biz bunun sadece 130 TL'sini tasarrufa ayırıp geri kalanını harcıyoruz. Dolayısıyla bu tüketim çılgınlığı da ülke ekonomimizi kötü etkiliyor.

Tüketim çılgınlığına engel olmak için çeşitli düzenlemeler yapılsa,  kredi kartlarına taksit kısıtlamaları getirilse, vb de yine de bir yolunu bulup almaya devam ediyoruz.

Aile fertlerimizin her bir bireyinde akıllı cep telefonları, herkesin kullanımına ayrı bilgisayar, her odaya televizyon, bir değil iki otomobil gibi..

Yargılamak haddim değil elbette ama yapılan "gereksiz" harcamalar, aslında toplum olarak hepimizi etkiliyor.

Gelire oranla çok fazla tükettiğimizden paramız da zaman içinde değerini kaybediyor.

Ekonomik kriz sadece siyasal gelişmelerden kaynaklı değil yani.

Bir ülkenin halkı, hükümeti ve sanayicileri ne kadar tasarruf ederlerse, o ülke o kadar büyür.

Zaten bu sebeple, hükümet tarafından gerekli ölçüde tasarruf teşvikleri ele alındı.

Örneğin Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın hayata geçirdiği  “Sıfır Atık” projesi..

Bireysel olarak geri dönüşüm bilincimizi artırarak, yararlı olabilecek atık maddelerin boşa gitmesini önleyerek pek çok noktada ülke ekonomimize katkı sağlayabiliriz.

Geri dönüşüm deyip geçmeyin.

Bugünlerde ‘Sıfır Atık Projesi’ ile gündeme gelen atıkların ayrıştırılması konusu,   doğal kaynaklarımızın korunması, gelecek nesillerimize daha yaşanabilir bir çevre bırakabilmek  için hassasiyetle üzerinde durmamız gereken bir konu.  

Tasarruf hayatımızın her alanına yansımalıdır: En başta gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri almayarak tasarruf etmekle başlayabiliriz.

İkinci sırada ise yerli malı ürünleri tercih etmeliyiz. Kendi sermayemizle sanayimiz ile üretilen ürünler dururken muadili yabancı menşeli ürünlerden uzak durmalıyız. Üç kuruş fazla olsun.. Netice de kendi ülkemizde kalacak paramız..  

Bireysel araç kullanımı yerine toplu ulaşıma yönlenerek, tasarrufu sağlayabiliriz.

Harçlıklarımızdan artırarak..

Kağıt kullanımını ve gereksiz kırtasiye ürünlerini azaltarak hem çevreye hem de ekonomimize katkı sağlayabiliriz.

 “İşten artmaz, dişten artar”  Atasözümüzde olduğu gibi: İnsan ne kadar çalışıp para kazanırsa kazansın, tutumlu olmadığı ve harcamalarına bir sınır getirmediği sürece bir şey arttıramaz. Para, kazanmakla değil, tutumla artar.

En küçükten en büyüğe her türlü tasarruf ekonomiye katkı sağlar, yeter ki bir yerden başlayalım.

Sevgiyle Kalın.

 

banner487

banner487